Anasayfa > Slayt Haber, Yazar > 12 Eylül

03.10.2012 Çar, 23:11

Reklam

1980 Yılında yapılan ve askerlerin devlet yönetime el koydukları ihtilalin yıldönümünü.

Anayasa değişikliklerinin yapıldığı günlerde hükümet görevlilerinin ve özellikle başbakanın meydanlara bu ihtilali yapanlardan hesap soracağını söylediğinde kafamda hep şu soruyu geliştirdim. Kimlerden ve neler sorulacak?

Öyle de oldu o kocaman ihtilalin ülkemizde yüzlerce insanının ölümü, binlerce insanın vatandaşlıktan çıkarıldığı , binlercesinin yurtdışına kaçtığı işkencelerin binlerce insanı mağdur ettiği dönemin sorumlusu sanki iki kişi imiş gibi sözde bir yargılama ile bu dönem geçiştiriliyor.

12 Eylül döneminin mağduru hiçbir zaman bu günkü hükümeti yönetenler olmadı.

1980’li yıllardaki solu temsil eden, sol ve sosyal demokratlar ile bugünkü MHP’ nin o zamanki yöneticileri idi. Bu iki gruba bağlı gençler 12 Eylül ihtilalcilerin hedefi oldu. Sonuçta uzun yargılamalar sonucunda mahkumiyetler, ezintiler ve arkada bir sürü kırgınlık bıraktı.

Özellikle düşünen gençler üzerinden tanklar geçti,  o kuşak yok edildi.

1980’li yıllarda genç bir bürokrat olarak Milli Eğitimin üst düzey yöneticilerinden birisi olarak Erzurum’da görev yapıyordum. 1970 ‘lı yıllardan sonra başlayan sokak savaşları Erzurum’u da içerisine almış, olabildiğince kan dökülüyordu. Hiç kimse geleceğinin ne olacağını  bilmiyordu.

Her gün onlarca genç ölüyor, çoğunun faili bile belli olmuyordu. Ülke kan gölüne dönmüştü. Ekonomi bozuktu, eğitim durmuştu, işçiler, gençler, memurlar sokakta idi. Ülkenin büyük Bir bölümünde sıkı yönetim ilan edilmişti. Mezhep kavgaları körükleniyor, yüzlerce insan öldürülebiliyordu.

Kısaca ülkede can güvenliği yoktu, her vatandaşın gelecek korkusu vardı. Ülke bir iç savaşa sürüklenmişti.

Peki. Bu kötü manzaranın sorumluları kimlerdi? Bunu sorgulamamız gerekirdi. Her ihtilalde olduğu gibi gene bir araya gelmeyen, uzlaşmayan, ülke çıkarlarını düşünmeden kişisel hırslarını öne çıkaran politikacılardı. Onları ne ölen gençler, nede ülkenin bu kara tablosu ilgilendiriyordu. Habire içlerinde taşıdıkları kinin dışarıya büyük bir öfke ile saçıyorlar, bu gidişe bir anlamda destek veriyorlardı.

Vatandaş canından bezmiş, geleceğinden umutsuz, her zaman olduğu gibi olayları kenardan seyrediyor. Kurtarıcısını bekliyordu. Kiminle konuşsak ihtilal olmalı diyordu. Bizi ancak asker kurtarır.

İşte bu özlem 12 Eylül sabaha karşı sona erdi, radyo ve televizyonlarda ordunun yönetime el koyduğu anlaşılınca aynı gün akşama doğru sokağa çıkma yasağı kaldırıldığında halk coşkulu bir şekilde sokağa döküldü. Herkes beklediği kurtarıcının geldiğinden memnun kurtulduğuna şükrediyordu.

Ama sonuç öyle olmadı. Her ihtilal gibi bu ihtilalde önce demokrasiyi ve onun vazgeçilmez unsurları, siyasi partileri kaldırdı, bir kenara bıraktı. Sonra liderleri topladı zindanlara gönderdi, daha sonrada işkenceler, idamlar, okullardan toplu öğretim elemanlarının çıkarılması ve en doğal hak olan vatandaşlık hakkından yoksun bırakılan birlerce insan ihtilalin kurbanı oldu.

Her gün baskı arttı. Kimseden çıt çıkmadı. İhtilali yapanlar il, il dolaştı, mitingler yaptılar, halk onları coşku ile bağrına bastı. Bu liderlerin adlarına okullar, caddeler, mahalleler kuruldu. Stadyumlara isimleri verildi. Yani onlar bir anlamda ölmezliğe kavuşturuldular.

Sonra hazırladıkları ve bugün askeri olarak nitelenen anayasa, halk oylamasına sunuldu, % 93 gibi büyük bir oranla kabul edildi. Bütün bunları bu gün şikayetçi olduklarını söyleyen Türk halkı yaptı ve 12 Eylülü kurumları ile Baş tacı etti.

Tıptı 27 Mayısta, 12 Martta, olduğu gibi gene ihtilal meşru olarak kabul  edildi.

Şimdi bütün bunlara karşın iki yaşlı insanın sırtına yüklenen hesap sormanın ne olacağını ülkeye ne kazandıracağını, hiç hesaplamadan bu göstermelik oyunu anlamını kavramadan hep birden yargılamaya alkış tutuyoruz.

Peki, o gün mağdur olan birlerce insanı süründüren, öldüren yok eden sivil kadrolar ve onların uzantıları ne olacak. Onlardan da hesap sorulacak mı? Bunun hiçbir emaresi  dahi gözükmüyor.

Her zaman olduğu gibi sembollerle yüzeysel bir hesaplaşma halkımızı tatmin ediyor. Söylenecek söz budur. 12 Eylülün özeti de hala değiştirilemeyen   anayasası  ve kurumlarıdır.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.