Anasayfa > Slayt Haber, Yazar > Benim Ergülümspor günlerim!

01.02.2013 Cum, 19:15

Benim Ergülümspor günlerim!

Reklam

Bu köşede yazmaya başladığım gün herhalde en çok Erzurumspor ile ilgili yazılarımın çok olacağını sanan arkadaşların olduğunu duyuyorum. Gerçekten Türkiye Gazetesi ve İHA’da çalıştığım 14 yıllık süre içerisinde Erzurumspor ile ilgili anılarım daha çoktur. Spor muhabirliğinin yanısıra serbest muhabirlik de yaptığım halde Erzurumspor ile ilgili yazacaklarım da elbettte ki daha fazla olacaktır. Gerçi Erzurumspor diye bir şey de kalmadığı halde Erzurmpor ile ilgili yazacaklarımın da bir kıymeti harbiyesi de yoktur ya, neyse. En azından bugün yine bu şehirde Erzurumspor denildiğinde yüreklerin titrediğini de bilmiyor değilim. O günler Erzurumspor değil Ergülümspor günleriydi. Erzumspor’un ekmek, hava, su olduğu günlerdi. Günlük, güneşlik günlerdi o günler. Çoluğundan, çocuğundan kısarak Erzurumspor’un maçlarına giden taraftarların bolca olduğu gülüm günlerdi o günler.

 

CİMİLLİ’YE KOTUK, MUMCU’YA BOMBA!

Bugün için ( şimdilik) karar verdiğim Erzurumspor ile ilgili yazacaklarım arasında en çok hatırladığım, 20 Ocak tarihidir. 20 Ocak tarihi Erzurumspor için bir milattır. Niye mi? Bir kere Erzurumspor’a 1.lig kapısını aralayan tarihtir de onun için. Hamza Cimilli, 20 Ocak 1993 tarihinde Erzurumspor’a başkan olmuştu. O önemli günnde Türkiye’de çok önemli bir olay da yaşanıyordu. Hamza Cimilli de hatırlar mı bilmiyorum ama kongrenin olduğu o gün Cumhuriyet Gazetesi yazarı Uğur Mumcu Ankara’da bir cinayete kurban gidiyor, hayatını kaybediyordu. Hıfzı Veli Veldetoğlu, Oktay Akbal, İlhan Selçuk, Mustafa Ekmekçi, Ali Sirmen, Hıncal Uluç, Yalçın Pekşen, Cüneyt Arcayürek, Yalçın Doğan ve Abdulkadir Yücelman gibi yazarların da yazdığı abonesi olduğum Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mumcu‘nun katledilişini, kongre esnasında verilen bir arada öğrendiğimde kahrolmuştum.

 

 

 

ÖMER ERDOĞAN’I BEN KEŞFETTİM!

Bugün Kayserisor’da menejerlik yapan Süleyman Hurma o gün bana transfer işlemleri tamamlanan Gurbetçilerden Ömer Erdoğan’ın geleceğini söylediğinde, hiç beklemeden bir yolunu bulup havaalanına gittim. Daha önce bir resmini de görmediğim halde uçaktan inenlerden birisinin Ömer Erdoğan olduğunu kestirmeliydim. Ellerinde iki valizli uzun boylu, ama biraz da pehlivanı andıran yüksek fizikli bir delikanlının aradığım Ömer Erdoğan olacağını tahmin ederek yanına yaklaşmıştım. ” Siz Ömer Erdoğan olmalısınız?” diye sorduğumda ”Evet” cevabını alınca bir hayli sevinmiş, derhal deklanşöre basmıştım. Bugün Süper Lig’de top koşturan tek Erzurumsporlu olan Ömer Erdoğan’ı bu şehir topraklarına indiğinde ilk gören ve ilk konuşan biri olmam, beni nedense hep heyecanlandırmıştır. Sezon sonunda Bursaspor ile birlikte futbol defterini de kapatmayı planlayan Ömer, Erzurm’de her maç sonrası büromuzu ziyaret eden bir kaç oyuncudan biriydi. Bu sıcak ilişkilerimiz sayesinde bazen torpilli olarak da ”Haftanın 11” ine soktuğumuzu şimdi burada itiraf ediyorum. Helalı hoş olsun, Ömer, üstün karakteri, tekmeye kafa sokan yapısı ve bazı maçlarda kritik golleriyle de bunu hakeden bir çocuktu, bu vesileyle artık sivil yaşamonda da ona başarılar diliyorum. (Bir ara kritik maçlarda attığı gollerle Erzumnp0r’u galibiyete taşıyan Ömer için 2-1 Ömer diye haber de yapmıştık)

 

 

 

 

TEKELİOĞLU’NU BEN YEDİM!

Sanıyorum 2000 yılıydı. Erzurumspor hocası Sadi Tekelioğlu ile menejer Süleyman Hurma, aynı çatı altıdaydılar ama konuşmuyorlardı. Bazen tam sayfa spor sahifesi hazırlayan bir gazetenin spor muhabiri olarak birisiyle benim küs olma lüksüm olamazdı ve ben her ikisiyle de barışık yaşıyordum. İdmanda bile bazen Tekelioğlu ile sahayı kolkola turlar, bazen de Hurma ile ayakta başbaşa fis-kos muhabbet ederdik. Her ikisi de birbirlerinin arkasında ‘atarlardı” ama ben kimin kim için ne dediğini birbirlerine söylemezdim. Neredeyse kulüpte yatıp kulüpte kalktığım günlerdi. Çoğu kez Kızılay İşhanı’ndaki büromuzdan tesislere yaya gittiğim, haberleri matbaaya teyiştirdikten sonra kurtlar gibi acıkarak akşam eve kendimi zor attığım dönemler. İki yöneticinin küs olduğu bir sır değildi ve bu konuda yöneticiler ile birlikte başkan Cemal Polat da son derece rahatsızdı. Bir ” Kolibali” li  Gaziantep mağlubiyeti sonrasında başkan Polat’ın bir karar vermesi gerekiyordu. Mutlaka ikisinden biri gitmeliydi çünkü bu durum kulübe zarar veriyordu. O gün Cemal Polat’ın Ankara’ya gidiyordu ama bir yandan da acil bu kararı alması gerekiyordu. İdman vardı ve ben bir kenarda hem idmanı seyrediyor hem de fırsat buldukça resim çekiyordum. Birden bir ses duydum: ”Vedat, Vedat..” diye.  Sesin olduğu yöne baktığımda karşımda Cemal Polat’ı gördüm. Eliyle, ‘‘Bir dakika gelir misin?”diye bir işaret yaptı. Hemen yanına gittim. O da o esnada dönemin kulüp Müdürü Seracettin‘in kullandığı FİAT marka bir otomobile binmeye hazırlanıyordu. Havaalanına gideceğini belirterek, ”Sen de gel, Seracettin ile dönersin” diye konuştu. Bir şeyler olacağını hisseden ben de araca bindim ve başkanı uğurlamak için havaaalanına doğru hareket ettik. Tam Ziraat ahırlarının yanından geçiyorduk ki başkan tereddütsüz konuya girdi. Zaten başkanın benimle konuşmak istediği bir konunun olduğunu anlamıştım. ” Vedat” dedi. ” Sen şimdi bizim kadar kulübün içini dışını biliyorsun. Her ikisini de yakından tanıyor, izliyorsun. Benim yerimde olsan Tekelioğlu ile Hurma arasında birini görevden alman gerekirse kimi alırsın?” diye sordu. Son derece samimi olduğunu anlamıştım. Ben de oynamadım hiç. Her ikisiyle de konuşan, anlaşan biri olarak birisini tercih etmeliydim. Biraz da küslüğe sebep olan faktörleri aşağı yukarı bildiğim ve bunun da kulübe zarar verdiğini gördüğüm için bir isim verdim. O isim, belki şimdi duyduğunda çok şaşıracaktır ama öyleydi. O isim Sadi Tekelioğlu’dan başkası değildi. Gerçekten başkan da o görüşmeden sonra Sadi Tekelioğlu’nu yerken, Hurma’yı yanında tuttu. Ve galiba o gün için hem ben öyle düşünmekte haklıydım hem de bu kararı alan Cemal Polat.

 

 

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.