Anasayfa > Yazar > Bir Kaç Başlıkta Eğitim

20.07.2012 Cum, 23:28

Bir Kaç Başlıkta Eğitim

Reklam

Son günlerde çok tartışılan ve Meclis Milli Eğitim Komisyonunda büyük kavgalara neden olan bir yasadan bahsetmek istiyorum.

 

4+4+4 şeklinde formüle edilen ve kesintili eğitim olarak adlandırılan yasa, aslında 12 yıl zorunlu eğitimi ortadan kaldırmaktadır. Zorunlu eğitim bu yasa ile 4 yıla inmektedir. Çünkü ilk 4 yılın sonunda öğrenciler istedikleri okulu seçeceklerdir. İsterlerse hiç okula gitmeden evlerinde eğitimlerini tamamlayacaklardır.

Bu durumda zorunlu eğitimden bahsetme imkânı var mıdır?

Dünyanın hiçbir yerinde temel eğitim 8 ve 12 yılın altında düşünülmüyor. Çocuklar için devlet en az 8, en fazla 12 yıllık temel eğitimi zorunlu kılıyor. Bu eğitim içerisinde meslek okulları bulunmaktadır. Yeteneğe göre yönlendirme vardır.

Ama biz 28 Şubatı bahane ederek zorunlu eğitimi ortadan kaldırıp, rövanş alma yoluna girdik. Temel eğitimde ve Milli Eğitimde kırgınlık, kızgınlık ve öç alma olamaz. Çünkü eğitim bütün siyasi düşünce ve kırgınlıkların üstünde, ülkenin geleceğini ilgilendirmektedir. Ülkemizde şimdi çok eleştirilen 1930’lu yılların önemli bir eğitim hamlesinden bahsedeceğim. “Köy Enstitüleri” çok iyi düşünülmüş ve Türk Toplumunun okuma düzeyini artıracak üretime dönük bir eğitim planlamasıdır.

Köylerden yatılı okullara yönlendirilen çocuklar 5 yıllık ilköğretim, 3 yıllık ortaokul ve 3 yıllıkta lise eğitimini bu eğitim kurumunda tamamlayarak köylere dağılıyorlardı.

Okullar üretime dönüktü. Canlı hayvanları vardı, et ve süt üretimi yapılıyordu. Büyük tarlaları mevcuttu, tarım yapılarak pazarlanıp, gelir elde ediliyordu. Sağlık kursları, yabancı dil kursları, inşaat, ziraat kursları mevcuttu. Yani öğrenciler okulu bitirip, köylere gittiklerinde o köyün lideri konumunda oluyorlardı. Köyde sağlık memuru, tarımcı, eğitimci unvanlarını üzerlerinde taşıyarak köylünün sorunlarının önemli bir bölümünü çözme ile görevliydiler.

Zorunlu hizmetleri vardı. Okudukları süre ile orantılı olarak mecburen köylerde görev yapmak zorundaydılar. Yani öncelik köylere tanınmıştı. Kalkınma en geniş tabanı oluşturan köylerden merkezlere doğru yönlendiriliyordu.

Bu okullarda pedagojinin bütün alt bilimleri öğretiliyordu. Ruh sağlığı, çocuk edebiyatı, psikoloji, eğitim sosyolojisi dersleri temel dersler arasında önemli yere sahiptiler.

 Yurdun herhangi bir yerinde kurulan köy enstitülerini daha önceden kurulmuş köy enstitüsü öğrencileri yaz tatillerinde giderek inşaatlarını bizzat yapıyor, böylece kendi olanakları ile devlete yük olmadan köy enstitüleri başka okulları kuruyorlardı.

Bunun örneklerinin en güzellerinden birisi Ilıca’da bulunan Yavuz Selim Köy Enstitüsüdür. Buradaki yapılmış olan binalar tümü ile başka köy enstitüsünden gelen öğrenciler tarafından inşa edilmiştir. Hepsinin üstünde o binayı yapan köy enstitüsüne mensup öğrencilerin okudukları okullarının ismi vardır.

Uzun yıllar bu okulu görmediğim için köy enstitüsü öğrencilerinin yaptıkları bu binalar halen duruyor mu ? Bilmiyorum. Bence bunlar korunup, yeni yetişen kuşaklara örnek olarak gösterilmelidir. Çünkü günümüzde üretmeden tüketen bir toplum haline dönüştük. Okullarımız çok zayıf eğitim düzeyine düşürüldüler. Sadece kafamızda köşe dönmeci, kısadan zengin olma planlarının yapıldığı bir düşünce tarzı oluştu. Onun içinde ülkemizde bu gün kısır tartışmalarla günümüzü yok etmeye devam ediyoruz.

Bu okullar 1950’li yıllarda hiçbir neden olmadan sırf dış mihrakların ve ülke içerisindeki bazı çevrelerin işbirliği ile yok edildi. Gerekçe her zaman asılsız dedikodularla ortaya atılan ve toplumun değerlerini yok eden yalanlardı.

Bu okullarda ressamlar, romancılar, şairler, düşünürler yetişti. Ülkeyi aydınlatma yolunda önemli adımlar attılar.

Köy Enstitüleri kapandıktan sonra yerlerini öğretmen okulları aldı. Köy enstitüleri gibi tümü ile üretime dönük eğitim yapmasa da, tam anlamı ile öğretmen yetiştiren idealist kadroların oluştuğu okullardı.

Bende böyle bir öğretmen okulu mevzunuyum. Bu gün hala terk edemediğim, birçok güzel alışkanlığı orada edindim. Bu okullarda da öğrenciler yeteneklerine göre spor, resim, edebiyat, müzik dallarında ellerine verilen geniş imkanları değerlendirerek yeteneklerini ortaya koyma imkanına sahiptiler.

 Hepsi köylerde öğretmelik yapmak için yetiştirildiğini biliyor ve hiçbirisi köye gitmeden kente atanabilme uğruna torpiller peşinde koşmuyorlardı. Herkes kur’asını çekip hangi köye atanmış ise orada mecburi hizmetini tamamlamak zorunda idi.

Ne yazık ki, bu okullarda köy enstitülerinin akıbetine uğradı. Ülkede iyi ve güzel ne varsa yıkılmalıydı. Elde kalan bu nitelikli okullarda bu gün artık yok.

Onun için bir toplantıda okul müdürü çekinmeden “öğrencilerin gen yapılarına göre denetimlerini yapılarak genlerinde bozukluk varsa daha küçükken yok edilmelidir” düşüncesini toplantıda çekinmeden dile getirmektedir. 

Çünkü o müdür, ne  pedagoji ne de eğitim sosyolojisi dersi okumuştur. Bunun için Çevrenin insan davranışları üzerindeki etkisini bilemez. Bunu bilemeyince de bütün suçu genlere yükleyerek insanları yok etme düşüncesine odaklayarak kafasında eğitimini bu şekilde şekillendirebilmektedir.

1930’lu yıllarda köy enstitüleri ile birlikte mecburi öğretim yılı 11 yıla çıkmıştır. Bugün hayretle izlediğimiz gibi ne yazık ki, 4 yıla inmektedir. Bu konu üzerinde daha çok düşünüp, kafa yormamız gerektiğine inanıyorum.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.