Anasayfa > Yazar > Dönüşü Olmayan Yol

20.07.2012 Cum, 23:22

Dönüşü Olmayan Yol

Reklam

Son günlerde ülkemiz, dönüşü olmayan yollarda hızla yürütülmeye başlandı. Fransa’nın Ermeni soykırımı yasasından sonra İsrail de kendi meclisinin gündemine bu yasayı getirdi. Yani ülke iyi yönetilememenin sonuçlarını teker teker ödemeye başladı.

 

Bu yasanın anlamı açıktır; artık Ermeni soykırımı yapılıp, yapılmadığını tartışmıyoruz. Soykırım yapılmıştır, aksini kimse söyleyemez. Söyleyenler cezasını görür.
Peki hani Türkiye dış politikada altın yıllarını yaşıyordu? Çevresinde modern ülkeydi? Batı ülkeleri dediklerini önemseyerek hemen yerine getiriyorlardı?
Ne oldu?
Sonucu böyle olan vahim bir gidişte, ülkemin düştüğü acıklı ve üzüntülü durum budur.
1915’te Rus birlikleri ile Doğu Anadolu’ya gelen Ermeni çeteleri dünyada görülmemiş vahşet örneklerini Erzurum’da dedelerimize ve ninelerimize yaşatmış, sonra da savaşı kaybederek kaçmışlardır.
Sadece 1915 Ermeni Katliamı nedeniyle binlerce Türk Erzurum’u terk ederek daha batıya kaçmıştır. Bu kaçış da çok acılı olmuştur. Yollarda binlercesi ölmüştür.
Bu kadar elim olayları büyüklerimizden dinledik, ama ne yazık ki o zaman yaşayan hafızalardan edindiğimiz bilgileri kendi unutulmayacak arşivlerimize aktaramadık. Böylece hafızamızı yitirdik. Devlet olarak da batılı ulusların karşısına bilimsel çalışmalarla çıkıp, arşivlerimizi incelemeleri için önlerine dökemedik. Sadece arşivler açık, gelin bakın diyebildik. Yani pasif, içine dönük etkili olmayan bir politika… İşte sonuç…
Türkiye bu dönemde ve daha sonra da dünyada ve Ortadoğu’da gittikçe yalnızlaşacaktır. Çünkü hala popülist politikalar ve insanımızı oyalayan sözlerden öte kişilikli bir politika üretemiyoruz.
Dönüşü olmayan yolun birincisi budur.
Başka bir yönden ülke gündemine bakalım. Milletvekillerine ve emeklilerine yapılan % 100 zam büyük tepki gördü. Tepki üzerine de geri dönüş çabaları bazı siyasi partilerde başladı. Uyguladıkları politikanın tepki görmesi nedeniyle geri adımlar atılarak, kendi parlamenterleri topun ağzına konuldu.
CHP’de görünen çirkin oyun budur. Ben il Başkanlığı yaptığım dönemde, şu anda bütün işlerin sorumlusu gibi gösterilen Tanju Özcan’ı yakından tanıdım. Aklı başında, attığı adımı bilen, ulusalcı çizgiden, ülkesinin bütünlüğünden ödün vermeyen genç bir politikacıdır. İstikbal vaadetmektedir.
Ama geçen hafta parti yöneticilerine ters düşen sert bir açıklama yaptı. Dersim Olayları ile ilgili gerçekleri ortaya koydu. O andan itibaren parti içinde şansı azalmaya başladı.
Tanju Özcan basında ve yayın organlarında açıklamalar yaptı. Onun doğru söylediğine inanıyorum. Çünkü beraber politika yaptığımız sıralarda her zaman doğrulardan yana oldu. Doğru sözler söyledi.
Açıklamaya göre; grup başkan vekili Akif Hamza Çebi o an kendisini çağırarak, yasadan haberdar ediyor ve divan üyesi olduğu için de bu teklife parti adına onun imza atmasını söylüyor. O da imzalıyor. Daha sonra halkın bu yasaya büyük tepki göstermesi üzerine CHP yönetimi her zaman yaptığı gibi hemen geri dönüş yaptı, yasaya karşı olduğunu açıkladı ve imza atan milletvekillerini özellikle Tanju Özcan’ı disiplin kuruluna sevk etti.
Bu çok basit ve basiretsiz bir politikanın örneğidir. Tepkiler üzerine CHP yönetimi kendi arkadaşlarını harcama yoluna gideceğine , “biz önce böyle düşündük, ama zararlı olduğunu hesap ederek, ülke gerçeklerine uymayan bu yasaya karşıyız” deselerdi, inanın ki kamuoyu daha çok tatmin olacak, CHP’ye bu tutarlı politikası için teşekkür edecekti.
Ama böyle olmadı. Yasanın çıkmasından sonra hemen televizyonların karşısına çakın Gürsel Tekin telaşla AKP’yi eleştireceğine kendi arkadaşlarını giyotine gönderdi. Ondan sonra da süreç hızla gelişmeye başladı.
Bu tutarsız politikalar CHP’yi bugünkü haline getirdi.
Kamuoyu yoklamalarında partinin oyu % 16’dır.
Parti yöneticilerine güven % 10’ların altındadır.
2011 seçimlerine girerken 206 tane gerçekten CHP’li Sosyal demokrat, ulusalcı, bölücülüğe karşı, ülke bütünlüğünden yana insan bu yönetim tarafından silinerek yerlerine sağ kadrolarda yer bulamamış, birçok bitmiş politikacı aday gösterildi ve bir anda CHP’nin bu tutarsız davranışı nedeniyle oylar % 33’ten % 26’lara düştü.
Şimdi sayın yöneticilerimiz Tanju Bey gibi ön seçimle gelmiş Milletvekillerine karşıdırlar. Çünkü onlar özgür iradelerini kullanabilecek düzeydedirler.
Ben buradan şu gerçeği dile getirmek istiyorum;
Bu anlayıştaki ve gittikçe -genel başkanın deyimi ile- “korku imparatorluğuna” dönüşen bu partinin, o çok konuşan ama hiçbir katkı sağlamayan üst düzey yöneticileri hızla eriyişi ve sonuçta yok oluşu durdurmak için yerel seçimlerde bazı illerden aday olsunlar. İstanbul’dan, Ankara’dan İzmir’den aday olup, meclise girme kolaycılığını bir kenara itsinler.
Belirli illerden belediye başkan adayı olsunlar.
Korkmasınlar, Belediye Başkanı adayı oldukları için, milletvekilliklerine hiçbir zarar gelmeyecektir.
Örneğin, Gürsel Tekin arkadaşımız seçim döneminde çok övdüğü ve hatta daha da ileri giderek Erzurumlu olduğunu ilan ettiğine göre Erzurum’dan Büyükşehir Belediye Başkan adayı olsun ve seçimi kazanarak yıllardır hüsranla sonuçlanan seçim kaderini değiştirsin.
Erzurum’a emek vermiş yıllarını bu kentte tüketmiş bir insan olarak kendisinden bu fedakârlığı beklemek hakkımdır.
Göreceğiz, seçimde neler olacağını gözlemleyeceğiz.
Şimdi bu yazıdan ötürü milletvekiline yapılan işlem bana da yapılabilir. Çünkü bu parti birkaç tane gazetecinin yönetimde ve gözetiminde, tabanın görüşlerinden hızla uzaklaşırken gerçekleri dile getirenlerden hiç mi hiç hoşlanmıyor.
Bu yazı bir hıncın ve kızgınlığın sonucu değildir. Partiyi ele geçirenlerin akıllarını başlarına toplamaları için bir uyarıdır.
Ama ne yazık ki, ikinci dönüşü olmayan yol CHP’de yaşanmaktadır.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.