Anasayfa > Kültür-Sanat, Slayt Haber > Erzurumlu yazardan özgün bir roman

21.04.2013 Paz, 23:57

Reklam

Moleküler Biyoloji ve Genetik alanında çalışmaları bulunan Ömer Faruk Karataş’ın bilim kurgu kitabı ‘Nakrem: Kızıl Sahtiyan’ okurlarıyla buluştu.

 

Hayat Yayınları’ndan çıkan roman, yeryüzünde insandan önce yaşamış, daha sonra da fitne ve fesat çıkarmaları üzerine kâinatın dört bir ucuna sürgün edilmiş ve sürgün esnasında hafızalarını kaybeden Nakrem’lerin tekrar dünyaya dönüşünü anlatıyor. Nakremler çok hızlı hareket edebilen, yüzyıllar boyunca yaşamlarını sürdüren, geçmişin aydınlanması adına çok önemli özelliklere sahip varlıklardır. Dünyaya insanın teşrifinden on binlerce sene sonra eski yurtlarını tekrardan bulan Nakremler insanların hafızalarını tekrardan yükselişleri için kullanmaya başladı.

 

 

 

Bilim ve edebiyat çervelerinde ilgiyle karşılanan kitabı Vahdet Nafiz AKSU, Erzurumflaş  için değerlendirdi.

 

 

İşte o yazı…

NAKREM’İ BEĞENEREK OKUDUM, SİZE DE TAVSİYE EDİYORUM!

Okuma sevdasını gönlümüzle buluşturan ‘Roman türünü’ epey zamandır ihmal ettik. Daldık gittik başka kitaplara. Sevgili Ömer Faruk Karataş, o güzel eserini…’NAKREM’i lezzetli bir edebiyat ikramı olarak sununcaya kadar.

 

 

 

İyi kitaplar, kolay okunuyor, bunu biliyorum. NAKREM, kolay okunabilir bir kitap. En son okuduğum romanın adını vermeyim, ayıp olmasın… Zor okumuştum. Kitap biter, başlarım ilk sayfadan itibaren tekrar sayfaları çevirmeye… Çünkü iflahını sökmüşümdür sayfaların; derkenara notlar düşmüş, beğendiğim satırların altını çizmişimdir ya… Sıra onları bilgisayar ortamına aktarmaya gelmiştir. Son okuduğum roman çok meşhur bir yazarımızın iddialı romanı idi. Fakat ne göreyim altını çizdiğim ya üç ya dört cümle vardı. Ondan önce okuduğum bir başka meşhur romandan birçok cümlenin altını çizmiştim. Ama beğendiğim için değil. Fahiş anlam bozuklukları ve imla hataları için… Yayınlasam mı, yayınlamasam mı diye epey düşünmüş, hazırladığım halde makaleyi yırtıp atmıştım.

 

 

 

NAKREM’i bitirince gördüm ki, altını çizdiğim çok cümle var… Hım demek ki roman iyi roman. Daha ne olsun, hem altı çizilecek satır çok, hem kolay okunuyor!

 

 

Kitabın beni sarmasının bir sebebi de ‘Kurgusal’ bir eser oluşu. Ömer Faruk, bu romana imza atmadan önce kurgusal öyküler de kaleme almıştı. O öykülerden işitmiştim böyle bir eserin ayak seslerini. Kitaba hâkim olan mistik hava insanı sarıp sarmalıyor. Yeni ufuklar açılıyor ruhun önüne… Gönül penceresine başka âlemlerden ışıklar vuruyor.

 

 

Roman kahramanı ‘yaşlı bilim adamının’;  yer çekimsiz odada, havalanmış, yarı uçar vaziyette dinlendiği bölümü okurken… Birden kendimi, kendi odamda o vaziyette hissettim.

Sözcüklerden oluşan zaman makinası beni 2300 yılına ışınlayıverdi. Ne devir ama… Yüz yaşını aşan insanlar, zorunlu olarak donduruluyor, daha parlak bir gelecekte uyandırılmak üzere… Nüfus artışı önlenemeyince dondurularak saklanma yaşı 70’e çekiliyor. ‘Beyin bilgi transferi ile’ yapay beyinlere yedeklenen beyin kayıtları… Beyin dalgalarını algılayan bilgisayarlar… Daha neler, neler…

 

 

 

İnsanı makro ve mikro âlemin geleceğinde seyahat ettiren NAKREM’İ okumadan aylar önce bir başka kitabı karıştırmış ve notlar almıştım.

 

 

Geleceğin Fiziği kitabı, geleceğe ilişkin öngörülerde bulunuluyordu. 2100’e gelindiğinde, telekinetik güce sahip olup sadece düşünce gücüyle nesneleri hareket ettirebiliyor olacağız. Bilgisayarlar zihnimizi okuyarak isteklerimizi yerine getirebilecek hale gelecek. Biyoteknoloji sayesinde mükemmel bedenler yaratıp insan ömrünü uzatacağız. Nanoteknoloji vasıtasıyla bir nesneyi alıp bambaşka bir şeye dönüştürebilecek; görünüşte yoktan var edebiliyor olacağız.

Yakıt kullanmadan havada süzülerek kendi kendine giden taşıtlar kullanıyor olacağız. Makinelerimizle yıldızların sınırsız enerjisinden yararlanır hale geleceğiz. Aynı zamanda yakın yıldızları keşfetmeye uzay gemileri göndermenin eşiğinde olacağız. Tüm bunlar hayal dahi edilemeyecek kadar uçuk gelse de bu gelişmelerin tohumları şimdiden atılmış halde.2100’de bunlar olacaksa siz varın NAKREM devrini düşünün.

 

 

Ömer Faruk’un kitabını okurken; Dünyanın en büyük genetik uzmanlarından biri olarak gösterilen  Craig Venter, ‘Şifresi Çözülmüş Bir Yaşam’ kitabını hatırladım.

 

 

Venter, bilim dünyasında büyük ses getiren buluşlarının ve DNA şifresini çözme başarısının ardından laboratuvarda “yapay canlı” üretmeye soyundu. Kitabında, yapay hücrelerin dünyanın ekolojik kirlenmesine karşı kullanılabileceğini belirtiyordu. Öyle kalmış hatırımda…

 

 

Neden mi hatırladım  Venter’i… Çünkü Ömer Faruk da moleküler biyoloji ve genetik alanında akademik çalışmalar yapıyor.  Her iki kitabı zihnimde süzdüğümde şöyle düşündüm. Makro ve mikro âleme bakan bilimsel gözlerin kimi, o muhteşem âlemde ‘yaratıcıyla’ ilmelyakin bir alaka kuruyorlar… Oradan aynelyakine geçiş yapıyor… Bu imanî ve İslamî bakış… Ömer Faruk’un adıyla müsemma sahabesel nazar… Kimileri, Venter gibi maddi şifreyi çözüyor ama manevi kodlara yaklaşamıyor. Demek ki bu âlemi Kuranın ilk emrine uyup, bizim okumamız gerek… Bizim medeniyet inşamızın çerçevesini,  genetikten astronomiye uzanan bir geniş çizgi oluşturmalı…

 

 

Sözün ucunu kaçırdım, farkındayım. İnanın bunun nedeni, Ömer Faruk’un kişiliği, bilimsel kapasitesi ve edebi yeteneği ile iftihar ettiğim bir yeğenim oluşu değil…

Roman gerçekten okunmaya değer, övgüye layık…İçerik, roman tekniği ve üslup olarak mükemmel.

NAKREM hakkında söyleyeceğim son iki söz var:

Bir;

Kitap; duygunun, gönlün, ruhun, hayalin ve zekânın güzel bir sentezi…

İki,

Gecikmeden kendinize bir NAKREM ikram edin!

 

VAHDET NAFİZ AKSU

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.