Anasayfa > Araştırma-İnceleme, Öne Çıkan Haberler > Hz. Ali ile Hz. Fâtıma’nın evlilikleri nasıldı?

22.02.2013 Cum, 1:09

Hz. Ali ile Hz. Fâtıma’nın evlilikleri nasıldı?

Reklam

İkisi de çocukluklarından itibaren Peygamber Efendimizin terbiyesi altında yetişmişlerdi.

 

Hiç merak ediyor musunuz, onların evlilik hayatları nasıldı? Efendimiz nasıl bir kayınpeder, Hz. Ali nasıl bir koca, Hz. Fâtıma ise nasıl bir hanımdı?

 

 


Hz. Ali nasıl bir koca, Hz. Fatıma nasıl bir hanım idi?

O günkü yaşam şartları, zengin-fakir ayrımı olmaksızın herkes için çok zordu. Şüphesiz bu zorluktan hanımlar da paylarına düşeni alıyordu. Hz. Fâtıma evlendikten sonra kayınvalidesi bir iki yıl içerisinde vefat ettiğinden onunla çok fazla bir arada olamadı. Ondan sonra Hz. Ali‘nin yardımı ise kendisi için yeterli olmuyordu.

 

 

Hz. Ali çoğu zaman insanlara hak ve hakikati anlatma adına evden uzakta kalıyordu. Evde olduğunda da ailesinin geçimini sağlamak veya Efendimize (s.a.s.) hizmet etmekle meşguldü. Bundan dolayı çocukların bakımı, ihtiyaçlarının yerine getirilmesi, su taşıma, hamur yapma, değirmende un öğütme, temizlik gibi işlerHz. Fâtıma‘ya kalıyordu. Bütün bunları yaparken zorluk çekse de o, davasını, ibadetlerini, eşini, babasını ve çevresini asla ihmal etmiyordu.

 

 

İş bölümü yapıyorlar

Allah Resûlü (s.a.s) evliliklerinin ilk günlerinde Hz. Ali‘ye, “Dışarı işlerini sen yap, içerideki işleri Fâtıma yapsın” diye tavsiye buyurmuştu. Hz. Ali, evlilik hayatı boyunca bu tavsiyeye uymak için gayret etti. Buna göre evin dışişleri onun olacak, içişlerini de Hz. Fâtıma yapacaktı. Hz. Fâtıma yardıma ihtiyacı olduğu zamanlarda ise kayınvalidesinden yardım isteyecekti.

 

 

Konuyu annesi Fatıma binti Esed’e açan Hz. Ali ona hanımı ile arasında geçen konuşmayı anlattı. Sonra, “Allah Resûlü’nün kızına, dışarıdaki işlerinde ve su taşımada ben yardımcı olurum. Sen de ev içindeki işlerde, hamur yoğurma, ekmek pişirme ve buğday öğütmede ona yardımcı oluver” dedi. (Zehebî, Alâmü’n-Nübelâ, 4467)
İş bölümü yapmak çok iyi olmuştu. Herkes kendi işini ve sorumluluğunu biliyordu. Sıkıştıklarında birbirlerinin yardımına koşuyorlar, mutlu ve huzurlu olmak için sevgi ve saygının yanı sıra ilgi ve anlayış gösteriyorlardı.

 

 

Peygamberimiz kızına nasihat ediyor

Efendimiz bir baba ve kayınpeder olarak zaman zaman kızını ziyaret ettiği sıralarda kızına ve damadına hayatları boyunca yollarını aydınlatacak nasihatlerde bulunurdu.

 

 

Zaman zaman, “Allah refiktir, rıfkı (yumuşak davranmayı, iyi muamele etmeyi) sever. Kişi kaba saba, sert davrandığında kendisine vermeyen şeyleri yumuşak davrandığında verir” (Müsned, 1/112) buyurarak birbirlerine karşı anlayışlı olmalarını ve yumuşak davranmalarını söylerdi.

 


Efendimiz, düğün günü kızı Hz. Fâtıma‘ya şöyle nasihat etmişti: “Kızım! Evimizden çıkıp başka bir eve, ülfet etmediğin bir kimseye gidiyorsun. Sen kocana yer ol ki, o sana gök olsun! Sen ona hizmetçi ol ki, o sana köle olsun! Kocana yumuşak davran. Öfkeli hallerinde sessizce yanından kayboluver. Öfkesi geçinceye kadar ona görünme!
Ağzını ve kulağını muhafaza et! Kocan sana fena söylerse, söylediklerini duyma ve sakın mukabelede bulunma! Daima senden güzel söz işitsin, güler yüz görsün! Bu suretle sana iyi nazarla baksın.”
Peygamber Efendimizin bu nasihatlerine ne kadar çok ihtiyacımız var. Öyle değil mi?

 

 

SÖZÜN ÖZÜ

1. Erkekte akıl ve hikmet, kadında sabır ve yumuşaklık, ge­çin­­menin devamını sağlayan başlıca özelliklerdir.

2. Evlilik hayatında eşler arasında hayatı paylaşma noktasında iş bölümü yapılmalı.

3. Eşler problemlerini karşılıklı anlayış ve ilgiyle çözmeli, meseleleri büyütüp içinden çıkılmaz hale getirmemeli.

BİR SORU-BİR CEVAP

Yatarak Kur’an dinlemekte bir mahzur var mı? 

Soru: “Ailece Kur’an okumayı ve dinlemeyi çok seviyoruz. Çoğu zaman evimizde Kur’an CD’si çalıyor. Ev hali bazen dikkat etmediğimiz oluyor ve Kur’an okunurken uzandığımız da oluyor. Bunda dini açıdan bir mahzur var mı?” Serkan Çam

 

 

Rabbimiz, bir âyet-i kerimede şöyle buyuruyor: “Onlar ki Allah’ı gâh ayakta divan durarak, gâh oturarak, gâh yanları üzere zikreder, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve ‘Ey büyük Rabbimiz! Sen bunları gayesiz, boşuna yaratmadın. Seni bu gibi noksanlardan tenzih ederiz. Sen bizi o ateş azabından koru!’ derler.” (Âl-i İmran, 3/191)

 

 

Görüldüğü gibi bu ayette, ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anmak tavsiye edilmekte ve böyle yapanlar övülmektedir. Kur’an okumak en büyük zikir olduğuna göre normal şartlar altında yatarken Kur’an okuma ve dinlemede sakınca olmaması gerekir. Ancak insanın bu hareketiyle Allah’ın Yüce Kelam’ına karşı herhangi bir saygısızlık kastı olmamalıdır. Eğer bir insan bunu saygısızlık olarak kabul ediyorsa o böyle yapamaz.

Mahzur yok ama…

Başka bir insan hep kulağında Allah’ın kelamı olsun istiyorsa o normal olarak ayaktayken, otururken ve uzanırken de Kur’an dinleyebilir. Ama Kur’an’a karşı hassas davranan bir Müslüman’ın edebi, onu böyle bir davranışta bulunmaktan menedebilir. Böyle bir insan, Kur’an okuyacağı zaman abdest alıp kıbleye doğru oturarak derin bir saygıyla okuduğu gibi dinlerken de aynı saygı ve hürmeti takınabilir.

 

 

Netice itibariyle yatarak Kur’an dinlemekte bir mahzur olmasa da bunu kendisi için mahzurlu görenler, dinlememelidirler.

TEFEKKÜR ATLASI

Allah kuluna haksızlık yapar mı?

Bazı insanlar zengin, güzel, sağlıklı doğarlar; bazıları da fakir, çirkin ve sakat. Bunlar kaderin tercihi olan hususlardır. Bu farklılıkları zulüm olarak nitelendirerek -hâşâ- Allah’ın haksızlık yaptığına inanmak doğru değildir. Çünkü zulüm bir hakkın çiğnenmesidir. Kulun Allah’tan hiçbir alacağı ve hak etmesi yoktur. O, ne vermiş ise, lütfundandır.

Bize düşen, verilmeyen nimetleri düşünüp isyana yeltenmek değil, verilenleri hatırlayıp şükretmektir. Eksiklikler, kulun denenmesi içindir. Dünyayı bir sınav salonuna benzetirsek, hoşa gitmeyen durumlar birer imtihan sorusudur. Kul isyan mı edecek, yoksa verilen nimetlere şükürle, yoksun kaldıklarına sabırla mı karşılık verecek?
Şunu da düşün ki, hoşuna gitmeyen haller senin itirazınla yok olacak değiller. Bu türlü isyanınla yok olacak olan, senin imtihanındır, sonsuz saadet kapısını açacak olan anahtarın. Bu dünyaya isteyerek gelmedin, isteyerek de gitmeyeceksin. Getiren, götürüyor. Gitmek istemeyince kalacak değilsin. Şu halde yaratanın irade ve kararına razı ol, iman et ve rahatla.

 

 

ÖRNEK HAYATLAR

Devlet malına el uzatanın Allah er geç cezasını verir!

Tarih 29 Mayıs 1453, günlerden salı. Bu tarih, 21 yaşındaki bir yiğidin, tarihin akışını değiştirdiği; Osmanlı toprakları içerisinde kalmış, bir fesat yuvası olmaya devam eden Bizans’ı ortadan kaldırıp, dünyanın incisi ve şahdamarını milletine hediye ettiği gündür.

 

 

Tarihin akışını değiştiren bu kutlu fetih esnasında harp ganimeti olarak ele geçen milyarlarca lira değerinde mücevherat bir çadırda toplanmış, çadırın kapısına da bir muhafız asker konulmuştur. Vakit gece yarılarına doğru bir yeniçeri gelir ve nöbetçi askere şu teklifte bulunur:

 


– Sayısı belli olmayan mücevherlerden bir miktar alıp, şu tarlaya gömelim. Sonra gelir, alırız. Bu bizim gaza hakkımızdır.

Ben, Allah’tan korkarım!

Mayasında zerre miktarı katkı olmayan ve İslâm’ın kalıbında şekillenmiş olan nöbetçi, bu çirkin teklif karşısında vurulmuşa dönmüştür. Celâllenerek yeniçeriye şu cevabı verir:

 

 

– Devlet malına el uzatanın Allah er, geç belâsını verir. Ben Allah’tan korkarım, emanete ihanet edemem…
İşte Allah Resûlü’nün methine mazhar olmuş bir kumandan ve devlet başkanı ve onun kahraman ve katıksız aynı methe mazhar olmuş askeri.

 


Aziz milletimiz, sinesinden çıkardığı böyle kumandanlar ve devlet adamları sayesindedir ki, üç kıtada bayrağını dalgalandırmış, her gittiği yere ilim ve irfanın, ahlâk ve faziletin âbidelerini yükseltmiş, asırlar boyu bütün cihana nizam vermiştir.

ALİ DEMİREL / BUGÜN GAZETESİ

 

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.