Anasayfa > Magazin, Öne Çıkan Haberler > Yaşar Nuri Öztürk: ‘Konuştuğum kadın karşımda erir’

02.03.2013 Cts, 13:42

Yaşar Nuri Öztürk: ‘Konuştuğum kadın karşımda erir’

Reklam

Profesör Yaşar Nuri Öztürk, 14 Şubat’ta, SHOW TV’de yayınlanan Saba Tümer’in programında, Türk sanat müziği sanatçısı Nazlı Kanaat’la nişanlandığını açıkladı.

 

Öztürk,  aniden gelişen aşk hikâyesini  Akşam Gazetesi’nden SİBEL ATEŞ YENGİN’e anlattı. İşte hocanın  aşk ve siyaset üzerine çarpıcı açıklamaları.

 

Yaşar Nuri Öztürk’e röportaj talebimi iletmek için telefon açmadan önce söyleyeceklerimi bir kenara not ettim. Ne yalan söyleyeyim telefonda konuşmaktan bile çekinmiştim… Hangi konu hakkında konuşacağımızı sorabilirdi ve ben telefonun ucunda kalabilirdim. Yanılmışım. Hiç soru sormadan memnuniyetle kabul etti.
Kapısını, evde çalışan Arzu Hanım açtı. Ayakkabılarımı çıkarmamı söyledi ve ellerimi yıkamak üzere beni banyoya yönlendirdi. Ayakkabıyı anladım ama bu el yıkamaya bir anlam veremedim… O esnada Yaşar Bey, “Dezenfektan da ver kızım” deyince daha da şaşırdım. Yaşar Bey’in geçirdiği rahatsızlık aklıma gelince durumun hiç de garip olmadığını normal olduğunu kavradım.

 

 

Röportajımız “İstediğini sorabilirsin” cümlesiyle başladı. Ama konuşmamızın bir yerinde “11 Eylül saldırısı” diyeceğime “11 Şubat” deyince kızdı. Hem mecazi, hem gerçek anlamda tarihi hatayı yapmış oldum! Dilim sürçtü, karşınızda nutkum da tutulabilir, anlayış gösterin” deyince yumuşayıverdi. Birkaç yerde daha sinirli hallerine şahit olduğum Yaşar Bey, nişanlısı Nazlı Hanım’dan konuşmaya başladığımızda bambaşka biri oldu; yüzünde güller açtı. Her soruma tüm samimiyetiyle cevap verdi…
Buyurun, işte o keyifli söyleşi…

 

 

 

– Öncelikle hayırlı olsun. Nişanlanmak için manidar bir gün seçmişsiniz… 
Doğum günüm 5 Şubat, bu ay enteresan bir şekilde güzellikler getirdi ki bunlardan biri de Nazlı’yla yüzük takmamız oldu. 14 Şubat’a denk geldi; zorlamadık, kendiliğinden oldu. Doğum günü hediyesi olduk birbirimize.
– Nasıl tanıştınız Nazlı Hanım’la?
Saba’nın (Tümer) programı buna aracı oldu tabiri caizse. Biz “Türk sanat müziğini bugün kim defosuz okuyor?” diye konuşurken ben de Nazlı Hanım’ın önemli bir yeri olduğunu söyledim. Yoksa Nazlı Hanım’ı tanımam; evli midir, bekâr mıdır, kaç çocuğu var, bilmem. O da zarif bir insan, teşekkür etmek için beni aradı. Zaten halası “Koca adam seni övdü, aç teşekkür et” deyince aramış. Oradan başladı iş. Bekâr olduğu ortaya çıkınca tabii kancayı taktım açıkçası. Sonuç böyle oldu.
– Bekâr olduğunu nasıl öğrendiniz?
Müsaade ediniz, ben de bir söz ustasıyım. “Ankara’da ailecek, çoluk çocuk mu yaşıyorsunuz?” diye konuyu irdeleyince “Bekârım” (gülüyor) dedi. İçimden “İyi” dedim, “O zaman bekle.”

 

 

ONUN İÇİN ANKARA’YA GİTTİM
– Sonra ne oldu?

Sonra ikinci, üçüncü, dördüncü telefon… Bir konuşmamızda “İstanbul’a geliyor musunuz? Müzikle ilgili sohbet edelim” dedim. “Arada geliyorum, gelirseniz konuşuruz” dedi. Ben de “Ankara’ya özel olarak bunun için gelsem ne olur?” diye sordum. “Zahmet olur ama siz bilirsiniz” deyince gittim Ankara’ya. Hayatımda ilk defa bir hanımefendiyle görüşmek üzere şehirlerarası yolculuk yaptım.
– Heyecanlandınız mı giderken?
Elim ayağım dolaşmadı, lise talebesi değilim ama biraz heyecan oluyor tabii. Daha sonra o İstanbul’a geldi, bir iki kere daha görüştük. Ondan sonra aldı başını gitti…
– Aşk hikâyenizi duyan 47 yaşındaki arkadaşım “Benim de şansım var” dedi. Birçok insana umut verdiniz.
Nazlı Hanım da 44 yaşında. Gazeteler “Kendinden 20 yaş küçük kadınla nişanlandı” diye yazıyor ama Nazlı 69 doğumlu. Ben 62 yaşındayım, 61 yaşında bir hanım mı bulacaktım? Bunu söyleyen aşağılık, soytarı biri. Nazlı Hanım’ın 30 ya da 25 yaşındaki bir hanımla farkı yok. Ben onda da aynı hayat coşkusunu ve aynı değerleri buluyorum. Anlaşmaya bağlı. 47 yaş âşık olmayı unutacak bir yaş değil.
– Peki, aşk evliliği mi yapmış olacaksınız Nazlı Hanım’la?
Yine sevgi ve saygıya dayalı bir evlilik olacak. Bu durumdan rahatsız olmayacak derinlikte biri Nazlı. Aşk bir kere olur. Nazlı’ya büyük bir sevgi, saygı duyuyorum.
– Bir kere âşık oldum dediniz… 
Hayatımda bir kere âşık oldum. Âşık olduğum kadınla da evlenemedim. Her neyse şimdi roman yazmayalım.
– Aşk hakkında ne düşünüyorsunuz?
Aşk sıkıntı getirir, bana da getirdi. Mevlana “Aşk hiçbir afetten ders almıyor” der. Siz mutlulukla aşkı yan yana koymayın.  Aşk afettir. Hayatımda da hep acı ve ıstırap olmuştur. Ama yaratıcıdır da. Mutlu olmak için sevgi ve saygı aşktan önceliklidir. Bir daha aşkın afetine maruz kalmak istemem. Bir defa başıma geldi ve gitti. Kavuştunuz mu aşk bitiyor. Ben aşkın kahrını ve ıstırabını çektim ama şikâyetçi değilim.
– Nazlı Hanım bozulmadı mı? Çünkü her kadın kendine âşık olunmasını ister.
Bizim yüreğimiz büyük. O manada alıyorsanız âşığım tabii. Felsefe adamı olarak aşk denen cevher üzerinde bir felsefi değerlendirme yaptım. Bunu vatandaş Yaşar Nuri olarak alırsanız tamam, Nazlı Hanım’a da âşık olarak nişanlandım. Aşkım da devam edecek. Herkes haftada bir âşık oluyor, biz de ömrümüzde iki defa âşık olalım.

 

 

 

BENİ KISKANIYOR
– Kıskanıyor musunuz Nazlı Hanım’ı?

Onun beni kıskandığını biliyorum da… Benim onu kıskanacağım bir davranış içine girmez Nazlı Hanım. Çok akıllı, çok derinliği olan biri. İkimizin arasında sıkıntı olmaz. Çevrem konumum itibariyle çok hareketlidir, bu yüzden kıskanıyor olabilir. Şimdi ben evlendim diye bütün insanlar çevremden çekilecek değil ki. Gazetecisi var, seveni, takip edeni var. Beni manevi kurtarıcıları, manevi babaları olarak gördükleri için bazıları sarılır, öper… Tabii Nazlı da “Ne oluyoruz!” diyebilir. Ama Nazlı bunların üstesinden gelecek ruhta, kültürde bir insan.
– En çok neyini seviyorsunuz?
Sanatı bir numara bence. Esprili. Bir Anadolu çocuğu sıcaklığı var onda. Çok uyuşuyoruz. Kitaplarımı da okumuş. .
– Nikâh tarihi belirlediniz mi?
Daha nişan için yemek bile yapmadık. Eşimiz, dostumuz gelecek. Büyük ihtimalle hem Ankara’da, hem İstanbul’da yapacağız. Düğün için ne yapacağımızı henüz tespit etmedik belki teknede yapabiliriz. Nikâh şahidimiz Saba olacak.
– Sürpriz yapıyor musunuz? 
Tabii ki, o benim alamet-i farikamdır. Korkunç sürprizler yaparım. Şaşırtırım. Latifeyi çok seven biriyim. Benimle sohbet ettikten sonra insanlar tadına doymuyor. Buradan Ankara’ya gidişim bile bir sürprizdir. O buraya ekibiyle kayıt için geliyor. Buluşacağımızı konuşmamış mesela, çıkıyor kayıttan, bir bakıyor ki ben oradayım. Çıkar çıkmaz şoför açıyor kapıyı “Buyurun efendim” diyor, o da haliyle şaşırıyor.
– Nişan için sürpriz yapmış mıydınız?
Ankara’dan gelmişti. Yemeğe gidecektik. Ben de bir mücevherciyle daha önceden konuştum. Bir tek yüzük ölçüsü kalmıştı. Buluştuk. Bir anda kuyumcuya soktum onu. Hemen tak tak yüzükleri yığdılar oraya, “Ne oluyoruz” deyince “Ne oluyoruz yok, birini seç” dedim. Benim yüzüğümü de getirdiler. Böyle şeyler yapmayı severim.
– Nazlı Hanım’dan söz ederken yüzünüzde güller açıyor… Ben de yeniden mi âşık olsam eşime…
Açmaz mı, açar. Mevlana “İnsanoğlu bir defa doğar, nihayet iki defa… Ben her gün birkaç defa doğuyorum” diyor. Aslında her gün yeniden âşık olmak lazım. Sevdiğim insanla böyle günler yaşarım. Bu zor değil ama bunun kitabı da yok. Gençliğimizde ‘Kız tavlama’ kitapları vardı ama bunlar hikâyedir. Böyle olmaz… Mesela öyle boylu, poslu yakışıklı bir adam değilim. Ama bu ayrı bir iştir. Bu ruhtur, konuştuğum hiçbir kadının bana kayıtsız kaldığını görmedim. İstersem sonucunu kesin alırım. Ben çok 1.90’lıklara nal toplattım. Hiç şansları olmaz.

 
– Şeytan tüyünüz var demek…
Şeytan tüyü mü, rahman tüyü mü bilmem. Bunun en büyük sırrı samimiyettir, kadın samimiyeti hisseder. Güven vermek lazım. Kadın “Bu adama güvenirim” demeli. Para, pul işi tezgâh, piyasa işi. Ciddi bir ilişkiden söz ediyorsak bu konuda hep şanslı olmuşumdur. Güvenilir adamım. “Yakışıklı adamların olduğu yerde bana ekmek yok” diye düşündüğümde ekmek hep benim olmuştur. Çünkü o samimiyeti ve güveni kadın hemen alıyor. Tabii konuşma, kültür önemli. Hele karşınızdaki kadın da kültürlüyse, şaklabanlıklara prim vermez. Ben de kültürsüzlerle pek diyalog kurmam. Konuştuğum zaman da o derinliğin karşısında görüyorum, eriyor, eğiliyor kadın.

 

 

TÜM KADINLARDAN ÖZÜR DİLİYORUM

– Siz bir zamanlar “40 yaşında kadın alıp ona mı bakacağım?” demiştiniz… 
O bir magazin maytabıydı. Ama ben yine de siz dahil bütün hanımlardan özür diliyorum. Kırmak için söyler miyim? Bakın şimdi 44 yaşında bir hanımla evleniyorum. Nazlı’ya öyle bir şey dersem dilim kurur. O bir sürçülisandı, yanlış bir ifadeydi. Yoksa 20-25 yaşında bir kızla ne paylaşacağım? Benim de dilimden bazen kaçıyor böyle şeyler.

 

 

ÜLKEYİ HÜKÜMET DEĞİL ABD YÖNETİYOR

– İsmet Özel’in “Namaz kılmayan Türk değildir” sözlerine ne diyorsunuz?
Saçmalık! Hiçbir ilmi, dini tutarlılığı yok.
– Türk-Kürt barış sürecinde hükümetin çabalarını samimi buluyor musunuz?
O işleri hükümet değil, ABD kotarıyor. Onun için hükümetin samimiyetinden söz etmenin bir âlemi yok. Hükümet söyleneni yapıyor. ABD Türkiye’yi eyaleti gibi yönetiyor. Öteyi beriyi konuşmaya gerek yok. Kendimi ahmak yerine koydurmak istemem. İnşallah iyi olur. İnşallah fesat ve fitne biter.
– Barış sürecine dair öngörüleriniz var mı?
Elbette ki söyleyeceğim çok sözüm var ama bir anlamı yok. Kokmuş ağza sakız olmanın bir âlemi yok. Bana kimsenin bir şey sorduğu yok ki, söylesem de bir işe yaramaz.
– Neden size sormuyorlar?
Dinciler sormuyor çünkü Cumhuriyetçi ve Atatürkçü ve Kuran’cıyım. Dinciler akılcılıktan, dolayısıyla da Atatürkçülükten rahatsız olur. Kuran dinde de aklın komutan olmasını ister. Akla düşman olan dinci, Kuran’dan nasıl hoşnut olsun! Bunlar açıkça Kuran’a karşı çıkamıyor,  Kuran’ı dolaylı yollardan devre dışı bırakıyorlar.
– Ya da kendilerine göre yorumluyorlar.
“Kuran’ı Arapça okumazsan sevap alamazsın” diyerek Kuran’ı devre dışı bırakıyor. Dolayısıyla akla, Kuran’a ve Mustafa Kemal’e yani Cumhuriyet’e karşı olanların benden hoşnut olmaları mümkün değil. Bir de dinsiz takımı var. Atatürkçülük, çağdaşlık adı altında kitapsızlık pazarlayan. Bunlar da dikkate almaz.  Büyük kısmı Mustafa Kemal’e de karşı değil ama Kuran’cı olduğum için benden rahatsız.
– Anayasa değişiklik sürecini demokratik buluyor musunuz?
Söyleyeceklerimin hiçbir kıymeti yok. ABD  “Yapacaksınız” demiş. Yapmazlarsa bir hafta içinde bitirirler bunların işini. Taahhüt böyle olmasaydı CHP’de değil, AKP’de olurdum. Deniz Baykal’ın yanında ben olur muydum? Recep Tayyip gibi huyuma suyuma son derece uygun bir insan varken…
– Bu sözlerinizden hükümete yeşil ışık yaktığınızı düşünebilir miyiz?
Hayır, yeşil ışığım filan yok. Benim ışığım akılcılık, Kuran’cılık. Kimseye ışık yakmaya tenezzül edecek biri değilim.
– Diğer konularda hemfikir misiniz?
Dışarı bağımlılık oldu mu olay bitmiştir. Diğer konuların neyini tartışacağım! Barut bitti. 50 tane tartışılacak konu var tabii. Gerek yok. Onayladığım şeyleri yüzde beşi geçmez. Deniz Baykal kim! Bülent Ecevit gibi saygı duyduğum siyasetçi filozof, her bakımdan ruhumun ısındığı, müstesna bir insana “Siyasete girmeyeceğim” demişim. Deniz Baykal’ın ne anlamı var!
– Niye siz de Deniz Baykal başkanlığındaki CHP’ye girdiniz?
11 Eylül saldırıları olduğu dönemdi. Siyasetin artık İslam üzerinden yapılacağını görünce ülkeme birikimimle bir yarar sağlayayım diye fikrimi değiştirdim. Siyasete girmeyecektim.
– CHP’yi nasıl buluyorsunuz?
Bana göre Türk parlamentosunda ne yaptığını bilen AKP ve BDP’dir. Ötekiler muhalefet değil. Hiçbir şey değil. Daha fazla konuşturmayın, bu kadarla yetinin.
– “Cebrail gelse CHP’yi kurtaramaz” da dediniz, kızmadılar mı size?
Neşesi bilir, kızsın. CHP’lilerin içinde vatansever insanlar da var. Yapacakları tek şey bu partiyi kapatıp Atatürk’ün adını istismar etmeden yeni bir sol parti kurmak. 12 Eylül darbesi ABD’nin işidir. Sokaktaki kestane satan çocuk bile bilir. 12 Eylül Darbesi niye bütün partileri kapattı da CHP’yi kapatmadı? Çünkü CHP’nin icraatında Atatürk’ü batıracak. Bunun farkındadır ya da değildir. Onun için CHP’nin bu millete yapacağı en büyük iyilik Atatürk’ün yakasından düşmektir. Onun için CHP diye bir parti olmamalıdır.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.